Şeflere eşlik eden eşsiz bir marka: ID Fine

Şeflere eşlik eden eşsiz bir marka: ID Fine
ID Fine Porcelain, köklü geçmişi ile modern tasarım anlayışını birleştirerek şeflere her tabakta kendi kimliklerini yansıtabilecekleri özgün bir marka deneyimi sunuyor. Şeflerin yaratıcılığına alan açan, global HoReCa sahnesinde kendine özgü bir yer edinen bir porselen markası olarak yoluna güçlü adımlarla devam ediyor.

Gastronomi dünyasında sunum, lezzetin ayrılmaz bir parçası. ID Fine Porcelain Kurucu Ortakları Levent ve Bülent Bozkurt ile yaptığımız bu röportajda, porselenin sofradaki rolünden markanın tasarım yaklaşımına, sektördeki dönüşümden gelecek hedeflerine uzanan başlıkları konuştuk...

ID Fine Porcelain’in kuruluş hikayesini dinleyebilir miyiz? Şirket yapılanmanızı anlatır mısınız?

ID Fine Porcelain, genç bir marka gibi görünse de aslında kökleri 1972 yılına dayanan güçlü bir üretim kültürünün üzerine kuruldu. Yarım asrı aşkın süredir porselen üretiminde edinilen bilgi birikimi, bugün ID Fine’ın modern ve yenilikçi yaklaşımına zemin hazırlıyor. Marka, bu mirası günümüz gastronomi dünyasının beklentileriyle birleştirerek “iyi yemeği ben tanımlarım” diyen şefler için özel olarak konumlandı.

ID Fine’ın çıkış noktasında, tabağı bir objeden öte şefin kimliğini yansıtan bir sahneye dönüştürme fikri var. Her şefin kendine özgü bir sunum dili olduğuna inanıyoruz ve ürettiğimiz her parça, bu özgünlüğe eşlik edecek sessiz ama güçlü bir imza niteliği taşıyor. “Mütevazı lüks” yaklaşımımız da tam burada devreye giriyor: Yüksek dayanım, fonksiyonellik ve estetiği bir arada sunan, ulaşılabilir bir kalite anlayışı.

Koleksiyonlarınızı tasarlarken en güçlü ilham kaynaklarınız neler?

ID Fine’ın tasarım yaklaşımı, tek bir ilham noktasından değil; uyum, denge ve zamansızlığa duyduğumuz hassasiyetten beslenen bütünsel bir bakıştan doğuyor. Bizim için bir ürünün değeri yalnızca estetik formunda değil, şefin yaratım sürecine doğal bir şekilde eşlik edebilmesinde yatıyor. Bu nedenle her koleksiyon, şeflerin kendine özgü sunum dillerine alan açacak yalın, esnek ve kalıcı bir tasarım diliyle oluşturuluyor.

Tasarım sürecimizde en kritik kriterlerden biri, koleksiyonların marka portföyüyle kurduğu bütünsel uyumdur. Her yeni ürünün, ID Fine’ın geçmiş koleksiyonlarıyla konuşabilmesi, bugün aktif olarak kullanılan serilerle dengeli bir birliktelik kurabilmesi ve gelecekteki tasarım yönümüzle tutarlı bir çizgide ilerlemesi bizim için önemli. Böylece her koleksiyon, markanın uzun soluklu tasarım evrenine entegre olur; tek başına güçlü olduğu kadar portföyün tamamıyla da sürdürülebilir bir uyum içerisinde konumlanıyor.

Malzeme ise tüm bu yaklaşımın temel yapı taşı. Porselenin ışıkla ilişkisi, dokusu, ağırlık dengesi ve profesyonel kullanımda sağlamak zorunda olduğu dayanım; tasarım kararlarımızı yönlendiren teknik bir pusula gibi. Bu teknik gereklilikler, estetik arayışımızla birleştiğinde ortaya hem fonksiyonel hem de şeflerin yaratıcılığına alan açan ürünler çıkıyor.

İncelik, dayanıklılık ve tasarım arasında nasıl bir tasarım dengesi kuruyorsunuz?

Biz tasarım ve mühendisliği birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan iki temel alan olarak görüyoruz. İncelik de dayanıklılık da tasarımın bir parçası. Yeni bir form geliştirilirken önce ürünün kullanım bağlamı, hedef kullanıcı tipi, servis düzeni ve operasyonel yoğunluk tasarım ekiplerimiz tarafından analiz ediliyor; ardından AR-GE ve üretim ekiplerimiz, teknik kapasiteyi tasarım hedefleriyle eşleştiriyor.

Yeni koleksiyonlarınızdan bahsedebilir misiniz?

Yeni koleksiyonlarımızdan bahsetmeden önce, bizim yeni ürün geliştirme stratejimizden bahsetmek isterim: Sürdürülebilir Uyum Stratejisi. Biz ID Fine porselen markasını kurarken, temeli sağlam atmamız gerektiğinin bilincindeydik. Bunun için HoReCa sektöründeki problemlerden yola çıktık. Dayanıklı porselen üretimi ile gelen stok yönetim problemini çözebilecek şekilde kurguladık portföy mimarimizi. Şu anda farklı kullanıcı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde birbiri ile de uyum sağlayan bir portföy oluşturduk. Bu durum kullanıcılarımızın kendi ihtiyaçlarına ve zevklerine göre kendi kombinasyonlarını oluşturmasına olanak verirken, gelecek her yeni koleksiyonun önceki koleksiyonlarla uyumlu olacağının da sözünü veriyor.

Mesela bu yıl Uzak Doğu mutfağından esinlerek çıkardığımız bir koleksiyonumuz var: Mizu. Bu koleksiyon, geçen yıl çıkardığımız Visto Koleksiyonu ile çok iyi uyum sağlıyor. Birbirini destekleyerek hiçbir koleksiyonun eskimemesini sağlıyoruz.

ID Fine Porcelain’in öncelikli hedef kitlesi HoReCa sektöründe hangi segmentler?

Biraz önce bahsettiğim Sürdürülebilir Uyum Stratejimiz kapsamında HoReCa sektöründe fast casual, casual ve fine casual segmentlerine uygun ürünler geliştiriyoruz. Ürün portföyümüz modüler ve kullanıcı odaklı olduğu için her işletmenin ihtiyacına karşılık verecek ürün konbinasyonlarımzı oluyor. Özellikle büyük zincir otellerde bu daha görünür oluyor. Faklı mutfak tipleri, farklı sunum şekilleri, farklı konseptler… Sürdürülebilir Uyum Stratejisi ile paydaşımızın ihtiyacına net çözümler sunuyoruz.

“Fine porcelain” kimliğini, diğer porselen üreticilerinden ayıran özellikler neler?

ID Fine gerek tasarımı, gerek duruşu samimi bir marka olmayı başardı. Şeflerimizin tercih sebeplerini sorduğumuzda bizlere tasarımlarımızın özgünlüğü ve yaklaşım dilimiz olduğunu söylüyorlar. Marka vadelerimizi de bu doğrultuda oluşturmuştuk. Merkezde her zaman Şef vardır. Biraz önce bahsettiğim gibi mütavazı lüks yaklaşımı aslında bunu sağlıyor. Ayrıca her ihtiyaca cevap veren verimli bir portföyümüz var.

Türkiye’de gastronomi sektörünün yükselişinin sofra sanatlarına nasıl yansıdığını gözlemliyorsunuz?

Türkiye’de gastronomi yalnızca “yemek”ten ibaret olmaktan çıktı; artık hikaye, sunum dili ve deneyim üzerinden tanımlanıyor. Şeflerin yaratıcılık alanının büyümesi, doğal olarak sofra tasarımını da daha rafine, daha bilinçli ve daha kurumsal bir yere taşıdı. Eskiden tabak yalnızca bir sunum aracıydı; bugün ise konseptin, mutfak felsefesinin, menü kurgusunun ve hatta mekânın duygusal tonunun bir parçası. ID Fine olarak bu dönüşümü, şefin kimlik alanını genişleten bir tasarım partnerliği olarak görüyoruz. Sunum, yalnızca görsellik değil, gastronomik anlatının bütünsel lisanı.

Yerli üretimin gastronomi dünyasındaki prestiji hakkındaki görüşleriniz neler?

Bugün yerli üretim “alternatif” değil, bilinçli bir tercih haline geldi. Özellikle profesyonel mutfak tarafında, tedarik sürekliliği, teknik dayanım, stok sürdürülebilirliği ve ürün geliştirmedeki çeviklik gibi faktörler yerli üretimi prestij düzeyine taşıdı. Türkiye porselen üretiminde çok güçlü, köklü ve teknik bir birikime sahip. Bu nedenle yerli üretim artık sadece ekonomik bir tercih değil; estetik, dayanım ve inovasyon bakımından küresel ölçekte rekabetçi bir konumda. ID Fine’ın global pazardaki konumlanması da bu noktada anlam kazanıyor: Biz yerli üretimin sahip olduğu ustalığı, modern tasarım vizyonuyla birleştiriyor; şefin dünyasında marka kimliği ile mühendisliğin kesiştiği bir platform yaratıyoruz.

Sürdürülebilir Üretim İçin Geri Dönüşüm ve Atık Yönetimi yaklaşımınızdan da söz eder misiniz?

Sürdürülebilir üretim anlayışımız, yalnızca nihai ürün kalitesini değil; aynı zamanda çevresel etkimizi azaltmayı, doğal kaynakları verimli kullanmayı ve döngüsel ekonomi ilkelerini desteklemeyi hedefliyor. Üretim proseslerindeki verimsizlikleri bilimsel yöntemlerle ortadan kaldırmayı amaçlayan Ar-Ge odaklı bir dönüşüm programı ile tüm çalışmalarımız ve çalışanlarımızla döngüsel ekonomi ilkeleri üzerine kurgulanıyor. Bu kapsamda geri dönüşüm ve atık yönetimi konusunda çok yönlü bir çalışma yürütüyoruz.

Üretim hattındaki yıkama ve hazırlama suları kapalı devre sisteme alınarak yüzde 80’e varan su geri kazanımı sağlama projelerimiz sürüyor.

Atık miktarları, enerji tüketimleri ve karbon salınımları düzenli olarak izleniyor.

ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi doğrultusunda prosesler iyileştiriliyor.

Tedarikçilerle sürdürülebilir malzeme politikaları çerçevesinde ortak çalışmalar yürütülüyor.

Kısacası sürdürülebilir üretim stratejimiz; atıkların kaynağında azaltılması, geri dönüşüm oranının artırılması, enerji ve su tüketiminin düşürülmesi, doğal kaynakların verimli kullanılması temellerine dayanıyor. Bu sayede hem çevreye duyarlı bir üretim modeli kuruyor hem de işletme verimliliğini artırıyoruz.

Marka kimliğinizde sıkça geçen Sürdürülebilir Uyum yaklaşımı tam olarak neyi tanımlıyor?

Sürdürülebilir Uyum, ürünün yalnızca estetik olarak güzel olmasını değil, koleksiyonlar arası uzun ömürlü bir uyum ekosistemi kurmasını hedefliyor. Her tabak, her desen, her renk seçimi; gelecekte üretilecek koleksiyonlarla da uyum gösterecek şekilde tasarlanıyor. Böylece modası geçen, hızlı tüketilen, sezon bazlı “moda ürün” anlayışından uzaklaşıyor; zamansız, sürekli bir harmoninin parçası haline geliyor.

Bayi ağınıza bu stratejinin ticari olarak sağladığı katkıyı nasıl tanımlarsınız?

Bu model; koleksiyon yenilemek yerine koleksiyon genişletme mantığıyla çalıştığı için bayi tarafında ciddi kolaylık ve kazanç sağlıyor. Yeni gelen ürünler eski ürünlerle uyumlu olacağı için mağaza set-up’larını tamamen değiştirmeleri gerekmiyor. Yeni ürünleri eski ürünlerin arasına ekleyerek mağaza dinamizmi sürekli korunuyor. Bu da az yatırımla daha geniş teşhir imkanı sağlıyor. Daha az stokla müşterilere daha fazla kombinasyon sunuluyor. Yeni ürünler eldeki stokların satış hızını artırıyor. Farklı müşteri beklentilerine göre hızlı uyarlanabilir. Bu bakış açısı, klasik stoklu satış modelinden çok akıllı portföy yönetimi sunuyor.

Şef veya restoran işletmecileri tarafında bu yaklaşım nasıl karşılık buluyor?

Gastronomide beklenti sürekli değişiyor ve sunum dili çok hızlı yenileniyor. Sezonsan menü değişimleri oluyor. Biz restoranlara bu değişimi büyük yatırım gerektirmeden yönetme imkânı sunuyoruz: Mesela özel gün ve sezon temalarında az sayıda parça eklemesiyle ellerindeki ürünler kolayca güncellenmiş oluyor.

Şefin yaratıcılığına sınırsız kombinasyon alanı sunuyoruz. Menüye eklenen yeni bir yemek, yemeğin kültürüne ve hikayesine uygun sunulmak isteniyor. Ama bunun için tüm porselen stoku değiştiremez işletme. Yeni konsepte göre ilave edilecek ürünler mevcut ID Fine ürünlerine uyum sağlayacağı için şeflere hayalindeki sunumu düşük maliyete gerçekleştirme imkanı sunuyoruz.

Büyük çaplı konsept yenilemeler yerine kademeli ve bütçe dostu güncellemeler yapılır. Trendlere hızla uyum sağlanır, ya da sezonsal güncellemeler yapılabilir. Her zaman yeni hissi korunur. Şef sahnesini büyütüyoruz, maliyetini değil!

Bu model tekrar sipariş alışkanlıklarını nasıl etkiliyor?

En önemli sonuç: Karar alma hızı artıyor, risk azalıyor. Düşük riskli satın alma, daha hızlı onay süreci anlamına geliyor. Öngörülebilir sipariş sağlıklı stok planlamasını getiriyor. Uyumlu ürün ihtiyacı olduğunda müşteri yeniden size dönüyor. Yani sürdürülebilir uyum, sadakati kendiliğinden yaratan bir yapıya sahip.

ID Fine Porcelain’in önümüzdeki 3–5 yıl için belirlediği büyüme hedefleri neler?

ID Fine’ın büyüme projeksiyonu, markanın kuruluş stratejisinin devamı niteliğinde: Sürdürülebilir Uyum yaklaşımını yalnızca portföyde değil, pazar genişlemesinde de ana eksen olarak konumlandırıyoruz. Global HoReCa sahnesinde marka yayılımının derinleştirilmesi, üretim teknolojilerine yatırım ve gastronomi dünyası ile daha uzun soluklu iş birlikleri yapmak planlarımız arasında yer alıyor.

www.idfine.com.tr

Yorum Yaz

captcha