27 Şubat 2020, Perşembe

Şekerci Cafer Erol; geçmişin damak tadı

Şekerci Cafer Erol; geçmişin damak tadı
Şekerci Cafer Erol, bugün dördüncü ve beşinci kuşak temsilcileriyle, geçmişin geleneğini yeni nesil bir kültüre taşıyor. Rengarenk akide şekerleri, onlarca çeşit lokumları, hangisini tadacağınıza karar vermekte zorluk çektiğiniz çikolataları, klasik ezmeleri, spesiyal marzipanları, sayısız tatlı ve şekerlemeleriyle Şekerci Cafer Erol, lezzetli bir kültür mirasçısı…

Tatlı yolculuğuna 1807 yılında Eminönü’nde başlayan ve merkezini 1945 yılında beşinci kuşak torunlarından Cafer Erol ile birlikte Kadıköy’e taşıyan Şekerci Cafer Erol, geçmişin damak tadını günümüzde devam ettiren nadide mekanlardan. Rengarenk akide şekerleri, onlarca çeşit lokumları, hangisini tadacağınıza karar vermekte zorluk çektiğiniz çikolataları, klasik ezmeleri, spesiyal marzipanları, hamurlu ve sütlü tatlıları, taze meyvelerden hazırlanmış reçelleri, özel günlerde sunulmak üzere tasarlanmış doğum, vaftiz, evlilik, yılbaşı, bayram çikolataları ve şekerlemeleriyle tatlı bir kültür mirasçısı. Şekerci Cafer Erol, bugün dördüncü ve beşinci kuşak temsilcileriyle, geçmişin geleneğini yeni nesil bir kültüre taşıyor. Geçmişin geleneğini yeni nesil bir kültüre taşıyan Şekerci Cafer Erol’un bugünkü sahibi torun Nurtekin Erol ile kuşaklardır süren aile geleneğini ve markanın bugüne geliş hikayesini konuştuk.

Şekerci Cafer Erol’un hikayesinden bahseder misiniz? Siz ne zaman bu mesleğe adım attınız?

Dedelerimiz Kastamonu 1807’lerde Taşköprü’den Eminönü’ne gelmişler ve şekercilik yapmaya başlamışlar. Taşköprü’nün helvacıları ve şekercileri meşhurdur. Osmanlı döneminde İstanbul’a gelenler, bir şekerleme ustasının yanına yollanırmış yetişsin, meslek öğrensin diye. Dünya Savaşı’na kadar 100 yıldan fazla bir süre bu işi yapmışlar. I. Dünya Savaşı’nda ekonomi bozulup, bir de üzerine yangın atlatınca Taşköprü’ye geri dönmüşler. 1925’te dedem ve babam Cafer Erol, yeniden İstanbul’a dönmüş. Beyoğlu Balıkpazarı’nda, Eminönü’nde ve Kadıköy’de üç dükkanla başlamışlar. 1945’den sonra ise babam Kadıköy’e gelip bugün olduğumuz dükkanımızı tekrar açmış. Babamdan sonra işi ben teslim aldım ve 60 yıldan beri sürdürüyorum. Okuldan gelir gelmez işe giderdim. Çok küçük yaşlardan beri şekerleme işi yapıyorum. Bir oğlum ve bir kızım var. Her ikisi de üniversite eğitimlerini tamamladılar ama hep bu işin içinde oldular. Kızım İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu ve çeşitli medya kuruluşlarında görevler aldı. Oğlum ise Yeditepe Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun. İkisi de yönetimimizde görevlerini sürdürüyorlar. Bugünkü yeni nesil kültürle iç içe geçişimiz ve estetik duruşumuz onların vizyonuyla daha da güçlendi.

Şekerci Cafer Erol’un nesillerdir aynı kültürü layıkıyla bugüne getirmesinin sırrı nedir?

Bu mesleğe aşık olmadan, kaynayan kazanların başında saatler geçirmeden ne lezzete ne de başarıya ulaşabilirsiniz. Her ne yapıyorsanız onu tutkuyla yapmalısınız. Bizim ürünlerimizde hem reçete hem ruh var. Osmanlı tulumbasını hala eski usul yaparız. Çok makine aldık ama hiçbir şey el yapımı gibi olmuyor. Akide şekerini de hala elle yaparız. Makinenin yaptığı akide ile el yapımı akide aynı değil.

Kaç şubeniz var? Üretimlerinizi nerede yapıyorsunuz?

İstanbul Kadıköy, Eminönü, Göztepe, İstinyepark AVM, Aqua Florya AVM, Akasya AVM, Emaar Square Mall, Ataşehir fabrika mağazamızla hizmet veriyoruz. El işçiliği ve ustalık gerektiren ürünler yapıyoruz. Bu işi iyi yapan birilerini bulmak zor olduğundan şubeleşmek konusunda da özenli davranıyoruz. İmalat yerimiz, mülkü bize ait olan 2.500 metrekarelik bir alanda yer alıyor. Üretim yerinin hijyeni ve üretim koşullarının uygun olması bizim için çok önemli.

Üretim sürecinizden bahseder misiniz?

Ürün kalitesi, markanın da kalitesidir. Bu yüzden hammaddeden nihai tüketiciye sunduğumuz ana kadar kaliteye çok önem veriyoruz. Örneğin, tozşekerimizi Konya’dan başka bir yerden almayız. Cevizi Niksar’dan ve Bitlis’ten, fıstığı Gaziantep’ten, fındığı Giresun’dan, kayısıyı Malatya’dan, vişneyi Kütahya’dan alırız. Reçel için çilek almaya Ereğli’ye gidiyoruz. Üretim tesisimizde Ar-Ge merkezimiz de yer alıyor. Burada sürekli daha iyi ve yeni ürünler üzerinde çalışıyoruz. Sürekli yenileniyoruz.

Ustaların öneminden bahsettiniz. Peki, ustalarınız nereden yetişiyor?

Bizim gibi el yapımı şekercilik sektörü çok az. Genelde ustalarımızı sıfırdan yetiştiriyoruz. Burada 25-35 yıllık çalışanlarımız var. Çalışanlarımız ustalıklarını genç elemanlarımıza aktarıyor. Okul bizim kendi içimizde.

Ürün portföyünüzden bahseder misiniz?

El yapımı meyveli marzipanlar, akide şekeri, ezmeler, helva, jöle, lokumlar, spesiyal çikolata ve draje, tatlılar, mevlit şekerleri ve paket ürünler olmak üzere geniş bir ürün yelpazemiz var. Kendi üretimimiz olan picotee çikolataları için kakaoyu Brezilya’dan, badem Doğu Anadolu’dan, fıstık Gaziantep’ten, fındık Giresun’dan getiriyoruz. 25 çeşide yakın akide şekerimiz; fındıklı, fıstıklı, güllü gibi 40 çeşit lokumumuz var. Marzipanlar bizim alameti farikamız… Dükkanımızda sattığımızdan daha çok yurtdışına ve küçük butiklere satış yapıyoruz. Helva ve reçellerimizin yanı sıra Osmanlı tulumbası da çok ilgi görüyor. Bir yandan da hediyelik portföyümüze lokum kolonyası gibi farklı ürünler ekledik.

Sizi farklı kılan şeylerden biri de mağazalarınız ve ambalajlarınızdaki incelikli, şık ve zevkli tasarım anlayışınız. Bu alanda kimlerle ve nasıl çalışıyorsunuz?

Tasarım anlayışımız tamamen aileden geliyor. Sürekli yurtdışına seyahatlere gidiyor ve yeni yerler keşfediyoruz. Orada gördüğümüz renkliliklerin ve kendi zevklerimizin etkisiyle birlikte karar veriyoruz. Oğlum grafik tasarım okuduğu için bu alanda oldukça desteği var. Tüm mağazalarımızın Kadıköy’deki tarihi mağazamıza benzemesine özen gösteriyoruz. Alüminyum ve metal yerine ahşap kullanıyoruz. Ahşap malzeme köklü geçmişimizi yansıtıyor.

www.sekercicafererol.com

Yorum Yaz

 
 
  captcha