Ebru Baybara Demir: Tencerelerinde sabun kaynatıp ekonomi yaratan özel bir şef

Ebru Baybara Demir: Tencerelerinde sabun kaynatıp ekonomi yaratan özel bir şef
Mardinli şef ve sosyal girişimci Ebru Baybara Demir, gastronomi dünyasının Nobel’i sayılan ve mutfak kültürüyle toplumsal fayda sağlayan şefleri ödüllendiren Basque Culinary World Prize’da (Bask Dünya Aşçılık Ödülleri) ikinci kez finale kalan 10 şeften biri. Gerçekleştirdiği projeler ve elde ettiği başarılarla dünyanın gözünün Mardin’e çevrilmesini sağlayan Ebru Baybara Demir, dünyanın en iyi şefleri arasında gösteriliyor.

Hikayesi, 1999 yılında hiçbir turizm işletmesi olmayan memleketi Mardin’e yerleşmesiyle başlıyor. En büyük hayali ise Mardin’i turizm ile tanıştırmaktı. Hayalinin ötesine geçerek Mardin’i dünyaya tanıtan Ebru Baybara Demir, şimdi hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projeleriyle başkalarının hayalleri için de umut oluyor.

Mardin’in ilk turistik işletmesi, bölgenin ilk ve tek şef restoranı olma özelliğini taşıyan Cercis Murat Konağı’na hayat veren Ebru Baybara Demir, yerel yönetimler ve bakanlıkların yanı sıra çeşitli uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör girişimcilerinin de desteğini alarak, Mardin ve çevresinde halkın doğrudan ekonomik dönüşüme katkı sağladığı pek çok alanda projeler hayata geçiriyor. Bir yandan da projelerini anlatmak ve geleneksel yemek sunumlarını yapmak üzere, yetiştirdiği öğrencileriyle birlikte Türkiye’nin farklı noktalarından, Avrupa ve Amerika’dan davetler alarak, gerçek ürün ve gerçek hayatların peşinde koşuyor. Mardin ve çevresinde geleneksel el sanatlarının sürdürüldüğü “Hayatım Yenibahar” Atölyesi, iklim değişikliği ve kuraklığa karşı toprağı ve doğayı yaşatmak için geliştirdiği “Topraktan Tabağa; Yaşayan Toprak, Yerel Tohum Projesi”, “Halep Sabunu Projesi” gibi pek çok alanda halkın doğrudan ekonomik dönüşüme katkı sağladığı projeleri hayata geçiriyor.

36 kadın ile 20 bin kalıp sabun üretti

“Benim işim, insanların bildiği en iyi şeyi onlara fayda sağlayacak bir ekonomiye dönüştürmek” diyen Ebru Baybara Demir, bunu şöyle açıklıyor: “Örneğin, iyi yemek yapıyorlarsa onlara bir sistem kurmak ya da tarım alanında iyiyse onları olan da destekleyerek para kazanmasını sağlamak, bunu yaparken de onları eğitimle desteklemek gibi bir amacım var. Örneğin; 2011 yılında savaş öncesinde Suriye’ye gidip gelirken oradan sabun getiriyordum. Sabun üretme projesi aklımda hep vardı. Fransa’dan aldığım 140 bin liralık para ödülü ile bir ev kiraladım 10 yıllığına ve restore ederek bir sabun atölyesi kurdum. Kooperatifimizde çalışan kadınlara hediye ettim ve 10 yıl boyunca kira vermeden sabun üretme koşuluyla onlara verdim. Halep Sabunu projesi böyle çıktı. Katılımcı kadınlar öncelikle Artuklu Belediyesi Halk Eğitim Merkezi’nde teorik eğitimler aldı ardından Gurbet Aksel Sabun Atölyesinde pratik eğitimlerini alıp birer sabun üreticisi haline geldi. Derik zeytinleri posası kullanılarak başladığımız üretimde çalışan 36 kadın, 20 bin kalıp sabun üretimini tamamladı ve kooperatif üzerinden satışa başladı. Satış sonrası kazanılan para ile de üretimi devam ettirmek için yağ aldık.”

Ebru Baybara Demir, hem sosyal girişimci hem de bir şef. Bu yüzden de çok yönlü projelere imza atıyor. Demir, “Yaptığım işler özel bazen insanların ilgisini çekmiyor. Örneğin herkes koronavirüs sürecinde yemek yapıp dağıtıyordu. Ben bunun yerine tencerelerimde sabun kaynatıp dar gelirli insanlara para kazandırmayı tercih ediyorum. Sabun atölyemizi de gıda ile ilişkilendirdim. Zeytinyağı üreticileri zeytinyağı satacak pazar bulamadı. Tedarik zinciri kırıldı çünkü. Özellikle Mardin ve çevresinden zeytinyağı üreten, zeytinyağı üretmeyen ama evinde zeytinyağı olan üreticilerden ürün alıyorum” diyerek yerel üretici açısından yeni bir pazar yarattığını anlatıyor.

Demir, “Dünyadaki en büyük sorun, tarım ürünleri, tarım arazileri var ve ama işleyecek insan olmaması ama üretim şart. Peki, üreten var mı? Küçük üreticileri, ürettiği için destekleyip alkışlamamız lazım. İnsanlara dokunmak gerekiyor. Adamın elinde 200 kilo mercimeği var gidip onu alıyoruz, 100 kilo nohut var onu alıyoruz paketlemeye başladık. Şimdi bu üreticilerin ürünlerini topluyoruz. Bir tane tekstil fabrikasıyla konuştum bana iki tane dikiş makinası hediye ettiler. İki tane terzi aldık ve kendi ambalajlarımızı üretmeye başladık.”

“Toprağı tanımadan, ürünü tanımadan lezzete ulaşmak, sağlıklı yiyeceklere ulaşmak mümkün değil” diyen Ebru Baybara Demir, “Tabağımızdaki yemeğin üretimi, mutfakta değil toprakta başlıyor. Bugün soframıza gelen meyvenin, sebzenin, tahılların, hatta ekmeğin bile eski tadını yitirdiğinden ve sağlıksız olduğundan şikayet ediyoruz. Yeni kuşaklar bizim bildiğimiz lezzetleri belki de hiç tatmadılar. Bu bir şikayet olarak ortada duruyor ama çözüm konusunda adım atmamız gerekiyor. Çözüm, yerel tohumların çoğaltılıp kullanımının yaygınlaştırılmasından, çiftçinin toprağa saygılı, doğru tarım için eğitilmesinden geçiyor. İyi tarım uygulamaları açısından küçük çiftçiye ve kadınlara önemli bir yol açtık. Projenin bir diğer odak noktası ise kadın istihdamının artırılmasıydı. Çok da başarılı olduk.”

Mezopotamya'nın en eski buğdayını hasat ediyor

2018 yılından beri çalışmaları süren Topraktan Tabağa; Yaşayan Toprak, Yerel Tohum Projesi ile Mezopotamya’nın bilinen en eski atalık durum buğdayı tohumu ‘Sorgül’ tohumluk olarak, Mardin Ovası’nda ekilerek iyi tarım uygulamaları ve geleneksel üretim teknikleri ile üretildi. Proje kapsamında ilk yıl tohumların çoğaltılması ve iyi tarım uygulamaları eğitimleri verildi. İlk hasat ise Haziran 2018’de yapıldı.

Ebru Baybara Demir, proje ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Özellikle Midyat, Dargeçit ve Savur ilçelerindeki mahalleler dolaşılarak sadece kendilerine yetmek üzere üretim yapan, maddi imkanları olmayan ya da arazi yapısı sanayi üretimine elverişli olmayan küçük çiftçilere ulaşıldı ve çoğunlukla Sorgül olmak üzere Sorik, Beyaziye ve İskenderi buğdayı gibi ata tohumları toplandı. Saha çalışmalarında bulunan 1650 kg yerel tohum, uygulama alanlarında çoğaltılmak üzere küçük çiftçilerden satın alındı ve uygun arazilere ekimi yapıldı. Susuz, gübresiz ve enerji ihtiyacı olmadan üretilen yerel tohumların üretim maliyetleri minimum miktara indirildi. Tarımda bizden 70 yıl geride olmalarına rağmen geleneksel yöntemler konusunda uzmanlaşmış Suriyeli mülteci kadınlar ile üretim teknikleri konusunda bilgi alışverişinde bulunuldu. Bu tekniklerin daha geniş kitleler tarafından uygulanması için eğitim programı düzenlenerek; 35’i yerel, 35’i Suriyeli mülteci olmak üzere 70 kadın çiftçi Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) oluşturduğu eğitim programında eğitim gördü. Artuklu ve Kızıltepe’de 17 çiftçinin gönüllü ekim yaptığı arazilerde kadınlar orakla biçim yaparken bazı arazilerde ise biçerdöverlerle hasat yapılıyor. 3 yıl önce 2 ton buğdayla başlayan ve ilk yıl 102 dönüm arazide 20 ton buğday hasatı yapılan projede, ikinci yıl 400 ton hasat yapıldı. Bu yıl ise 1400 dönümden 560 ton rekolte bekleniyor. Projede şu anda yerel ve Suriyeli mülteci olmak üzere toplam 350 kadın çiftçi ve 24 mühendis TC Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın da desteği ile sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olarak çalışıyor. Tarımla birlikte yerel ve Suriyeli mülteci kadınların istihdamını ve topluma entegrasyonlarını sağlamak açısından da çok güzel bir proje oldu.”

Yorum Yaz

 
 
  captcha