21 Mayıs 2026, Perşembe

Jul Happy Project ile iyi hissettiren mekanlar

Jul Happy Project ile iyi hissettiren mekanlar
Jul Happy Project, mekan tasarımını estetikle sınırlamayarak, kullanıcı deneyimi, kimlik ve atmosferiyle bir araya getiriyor. Kurucuları Zeynep ve Asım Yüksel, restoran ve otel projelerinde özgünlük, rahatlık ve kaliteyi ön planda tutuyor. Amaçları, ziyaretçilerin “Burada kalmak istiyorum” dediği, iyi hissettiren mekanlar yaratmak.

Gastronomi ve turizm dünyasında mekanlar birer durak olmanın ötesinde, deneyim ve duygu üreten alanlar olarak öne çıkıyor. Bu dönüşümün dikkat çeken temsilcilerinden Ankara merkezli Jul Happy Project, mimarlığı estetikle birlikte bütüncül bir atmosfer kurgusu olarak ele alıyor. Kurucular Zeynep Ensert Yüksel ve Asım Yüksel ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, markanın çıkış hikayesini, tasarım yaklaşımını ve gastronomi odaklı projelere bakışını konuştuk.

Jul Happy Project ne zaman, nasıl kuruldu?

Jul Happy Project, 2021 yılında, gündelik hayatın içindeki küçük ama kıymetli mutluluk anlarını mekanlar aracılığıyla görünür kılma arzusuyla kuruldu.

Yola çıkış fikrimiz, insanın mekanla kurduğu ilişkiyi daha duygusal, daha rafine ve daha bütüncül bir yerden ele almaktı. Mimarlığı yalnızca estetik bir üretim alanı olarak görmüyoruz. Mekanın içinde geçirilen zamanın ritmi, orada kurulan ilişkiler, insanların kendilerini nasıl hissettikleri ve o yerin hafızada nasıl kaldığı da tasarımın önemli bir parçası. Bu nedenle yaptığımız iş, yalnızca bir mekan tasarlamak değil; bir atmosfer ve deneyim kurgulamak.

Genel tasarım prensiplerinizi ve tarzınızı anlatır mısınız? Mottonuz nedir?

Tasarladığımız her projede sade ama karakterli bir dil kurmaya çalışıyoruz. Bizim için iyi tasarım, bağırarak kendini gösteren değil, mekanın içinde bulunduğunuzda sizi iyi hissettiren tasarım. İşlevsellik, konfor, malzemeler, ışık ve duygusal atmosfer bizim için aynı derecede önemli.

Özellikle sosyal mekan projelerinde mimariyi tek başına ele almıyoruz. Kurumsal kimlikten grafik dile, servis objelerinden personel kıyafetine, aydınlatmadan müziğe kadar uzanan bütüncül bir sistem kurmaya çalışıyoruz. Yani fiziksel bir mekan yaratmaktan ziyade, içinde yaşanan bir kültür oluşturma çabasındayız.

Mottomuz; iyi hissettiren mekanlar tasarlamak diyebiliriz.

Ne tür projeler yapıyorsunuz? Özellikle son dönemde otel ve restoran sektörüne yönelik yaptığınız projelerden örnekler verebilir misiniz?

Jul Happy Project olarak konut projeleri, ticari mekanlar ve özellikle yaşam odaklı sosyal alanlar üzerinde çalışıyoruz. Bizi en çok heyecanlandıran projeler, bir mekanın yalnızca işlev değil aynı zamanda bir karakter ve topluluk oluşturduğu projeler oluyor.

Yeme-içme ve konaklama alanında son yıllarda dikkat çekici bir dönüşüm var. İnsanlar artık her yerde aynı görünen mekanlardan çok çabuk sıkılıyor. Bunun yerine bulunduğu yerle bağ kuran, özgün bir ruhu olan ve samimi bir atmosfer sunan mekanları tercih ediyorlar. Biz de özellikle restoran ve konaklama projelerinde, mekanın kimliği ile kullanıcı deneyimini birlikte düşünmeyi önemsiyoruz. Son yaptığımız projelerden biri kurumsal kimliğiyle ele aldığımız ve birden fazla şubesini tasarladığımız bir uzak doğu mutfağıydı.

Kendi işletmeniz Julà’dan söz eder misiniz? Nasıl bir tasarımla yola çıktınız?

Julà aslında hem mesleki hem de kişisel hikayemizin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. İtalya seyahatlerimizde deneyimlediğimiz rahat ama özenli yeme-içme kültürü, Ankara’da eksikliğini hissettiğimiz bir atmosferle birleşince Julà fikri şekillenmeye başladı.

Tasarım tarafında amacımız şık ama rahat bir mekan yaratmaktı. Yani misafir kendini özel bir yerde hissetsin ama aynı zamanda o ortamın içinde doğal bir rahatlık da olsun istedik.

Lezzet tarafında da aynı yaklaşımı benimsedik. Napoli’de yediğimiz pizzanın ruhunu Ankara’da aynı sadelik ve kaliteyle üretmeye çalıştık. Bu nedenle kullanılan malzemeden fırına kadar birçok detayı aslına sadık biçimde kurguladık.

Yeni Julà’lar gelecek mi?

Yeni Julà’lar ve yepyeni markalar yaratma fikri elbette bizi çok heyecanlandırıyor. Şu an üzerine çalışmaya başladığımız farklı bir markamız var, süreç oldukça keyifli geçiyor. Yaratım süreci bizim ruhumuzu besleyen yegane şey.

Gastronomi ve turizm sektörü alanında daha çok proje üretme gibi bir fikriniz var mı?

Elbette bu yönde projeler üretmeye devam ediyoruz. Hem kendi markalarımızla ilgili çalışmalarımıza devam ediyor hem de bu yönde gelen talepleri değerlendiriyoruz. Bu alan bizim için oldukça heyecan verici. Çünkü gastronomi ve turizm artık yalnızca hizmet sektörü değil; aynı zamanda kültür ve deneyim üretme alanı. Bu da Jul Happy Project’in çalışmayı en sevdiği zeminlerden biri. Özellikle karakter sahibi restoranlar, kafeler ve mutfaklar, butik oteller ve yaşam tarzı etrafında şekillenen sosyal mekân projeleri üzerinde çalışmayı çok seviyoruz.

Konsept oluşturulurken yatırımcı ve mimar açısından süreç nasıl işliyor?

Bize göre güçlü bir proje, yalnızca iyi fikirle ya da yalnızca iyi bütçeyle ortaya çıkmıyor. En iyi sonuç, yatırımcının ticari hedefleri ile mimarın deneyim kurgusunun birbirini doğru okuduğu anda ortaya çıkıyor.

Biz konsepti, tasarımsal bir tema olarak değil; operasyon, kimlik, fiyatlama, kullanıcı davranışı, servis akışı ve mekânsal atmosferin birlikte çalıştığı stratejik bir çerçeve olarak ele alıyoruz. Yatırımcının buradaki en büyük katkısı vizyonu ve en önemlisi cesareti; mimarın katkısı ise o vizyonu zamansız ama uygulanabilir bir deneyim diline çevirmek.

Gastronomi ve turizm sektöründe güncel trendler neler?

Son yıllarda birkaç önemli eğilim dikkat çekiyor. Bunlardan biri; gösterişli lüks anlayışının yerini daha sade ve rafine bir kaliteye bırakması. İnsanlar artık pahalı görünen mekanlardan çok, gerçekten iyi hissettiren ve kaliteli malzemeler kullanılanlara yöneliyor.

Bir diğeri bulunduğu yerin ruhunu taşıyan tasarımlar. Yerel malzeme, yerel üretim ve coğrafyanın kültürü mekân tasarımında giderek daha fazla önem kazanıyor.

Ve tabi deneyim odaklı mekanlar. Yeme-içme artık yalnızca yemek yemek değil; bir atmosfer yaşamak anlamına geliyor.

Gelecek hedeflerinizde neler var? Günümüz tasarımlarını, özellikle gastronomi ve turizm sektöründekileri nasıl değerlendiriyorsunuz ve geleceği nasıl öngörüyorsunuz?

Jul Happy Project olarak hem müşterilerimiz için hem de kendimiz için tasarladığımız markalarımız tarafında aynı özü koruyarak güçlü projeler üretmeye devam etmek istiyoruz. Bugünün gastronomi ve turizm tasarımlarına baktığımızda iki ayrı dünya görüyoruz. Bir tarafta hala hızlı tüketilen, görsel etkiyi merkeze alan, eskimeye mahkum projeler var. Diğer tarafta ise daha seçici, daha kalıcı ve daha kültürel bir çizgi oluşuyor. Bizim ilgilendiğimiz taraf kesinlikle ikincisi.

Bize göre geleceğin güçlü projeleri şu özelliklere sahip olacak: Daha az görsel gürültü, daha fazla karakter; daha az kopyalanabilir estetik, daha fazla bağlamsal özgünlük; daha az yapay lüks, daha fazla doğal malzeme; daha az tekil fonksiyon, daha fazla yaşam biçimi önerisi.

Kısacası bizce gastronomi ve turizm tasarımının yönü, “bak ne kadar güzel” dedirten mekanlardan çok, “burada kalmak istiyorum” dedirten mekanlara doğru gidiyor. Sektördeki seyahat ve tasarım verileri de bunu destekliyor: kişiselleştirme, anlam, yerel bağ, topluluk ve karakter önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak. Biz de Jul Happy Project olarak tam bu geleceğin içinde, sayılı ama doğru iş üreten; nicelikten çok etkiyi önemseyen; her projeyi kendi markamız gibi sahiplenen bir stüdyo olarak konumlanmaya devam edeceğiz.

Yorum Yaz

captcha