Türkiye’den ilk kez bir şehir, “Dünya Gastronomi Bölgesi” unvanı için aday gösterildi. Şanlıurfa’nın İstanbul’da duyurulan bu yolculuğu, yalnızca mutfağını değil, insanlık tarihine uzanan köklü hafızasını da dünyaya anlatmayı hedefliyor.
Şanlıurfa, Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından verilen “2029 Dünya Gastronomi Bölgesi” unvanına aday gösterilerek Türkiye adına bir ilke imza attı. Adaylık, İstanbul’da Tersane İstanbul’da düzenlenen özel bir lansmanla kamuoyuna duyuruldu.
Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen gece; kamu temsilcileri, gastronomi dünyasının önde gelen isimleri ve iş dünyasından davetlileri bir araya getirdi. Lansmanın açılışı, şehrin UNESCO Müzik Şehri kimliğini yansıtan Vox Humanis konseriyle yapıldı. Çok sesli koro performansı, Şanlıurfa’nın yalnızca mutfağıyla değil, kültürel derinliğiyle de güçlü bir anlatıya sahip olduğunu hatırlattı.
Bu adaylık, klasik bir şehir tanıtımından çok daha fazlasını ifade ediyor. Şanlıurfa, gastronomiyi bir vitrin unsuru olarak değil; toprağıyla, üretimiyle ve paylaşım kültürüyle birlikte ele alan bir yaşam biçimi olarak konumlandırıyor. IGCAT sürecinde değerlendirilen kriterler de bu yaklaşımı destekliyor: yerel üretimin korunması, kültürel mirasın sürdürülebilirliği ve gastronominin ekonomik kalkınma aracı olarak ele alınması.
Lansmanda konuşan Mehmet Kasım Gülpınar, Şanlıurfa’nın gastronomi gücünü “hafıza” kavramı üzerinden tanımladı. Bu topraklarda yaklaşık 12 bin yıl önce başlayan tarımsal dönüşümün, bugün hâlâ sofraya yansıdığını vurgulayan Gülpınar, mutfağın yalnızca tariflerden değil, birikmiş bir kültürden beslendiğini ifade etti. Göbeklitepe ve Karahantepe gibi arkeolojik alanların bu anlatının merkezinde yer aldığını belirten Gülpınar, “Bu şehirde yemek, sadece karın doyurmak değil; bir geleneği yaşatmak” dedi.
Şanlıurfa’nın gastronomi vizyonu, yalnızca geçmişe değil, geleceğe de odaklanıyor. Ata tohumlarının korunması, yerel üreticinin desteklenmesi ve geleneksel bilginin kayıt altına alınması bu sürecin temel başlıkları arasında yer alıyor. Amaç; turizmi büyütürken yerel dokuyu dönüştürmeden, aksine güçlendirerek ilerlemek.
IGCAT Başkanı Diane Dodd ise gönderdiği video mesajda, Şanlıurfa’yı “12 bin yıllık yaşayan bir anlatı” olarak tanımladı. Bu adaylığın bir sonuçtan çok bir süreç olduğuna dikkat çeken Dodd, gastronominin kültürler arasında köprü kuran güçlü bir araç olduğunu vurguladı.
Gecenin en dikkat çeken bölümlerinden biri ise sunulan özel menüydü. Şef Gökhan Çilak’ın kurguladığı ve Taş Tepeler kazılarından ilham alan menü, “Toprağın armağanı”, “paylaşım” ve “dönüşüm” temaları etrafında şekillendi. Tersane İstanbul mutfak ekibiyle birlikte hazırlanan bu seçki, geçmişten bugüne uzanan bir sofra anlatısını deneyimsel bir dille ortaya koydu.
Şanlıurfa’nın adaylığı, yalnızca bir unvan hedefinden ibaret değil. Bu süreç, Anadolu’nun en eski mutfaklarından birinin, kendi hikâyesini yeniden kurarak dünyaya anlatma çabası. Ve görünen o ki bu hikâye, sadece lezzetle değil; kökleriyle, kültürüyle ve hafızasıyla dikkat çekmeye hazırlanıyor.