05 Şubat 2026, Perşembe

Meltem Bayazıt Tepeler ile sofralar ve yaratıcılık

Meltem Bayazıt Tepeler ile sofralar ve yaratıcılık
Her yıl dünyanın farklı ülkelerinden tasarımcıları, yaratıcı liderleri ve sektör profesyonellerini İstanbul’da bir araya getiren Sofralar Sergisi, Türkiye’nin uluslararası alandaki yaratıcı girişimleri arasında önemli bir yer ediniyor. Bu yıl “Doğanın Işıltıları” temasıyla düzenlenen etkinlik, sadece tasarımda değil, lükse bakışta da yeni bir çağın ipuçlarını verdi…

Uluslararası etkinlik dünyasında Türkiye’nin adını yaratıcılık, estetik ve vizyonla yan yana anmayı başaran sayılı isimlerden biri Meltem Bayazıt Tepeler. Türkiye’nin ilk lüks etkinlik ve destinasyon düğün markalarından KM Events’e uzanan kariyeri, sektörün standartlarını belirleyen derneklerin kuruculuğu, global jüri üyelikleri ve prestijli ödüllerle şekillenen çok katmanlı bir yolculuk… Son yıllarda ise bu birikimi, İstanbul’u küresel yaratıcı endüstrilerin buluşma noktalarından biri haline getiren vizyoner bir projeye dönüştü: Sofralar Sergisi – Yaratıcılık Konferansı.

“Dünyanın ilk ve tek sofralar sergisi” olma özelliği taşıyan bu etkinlik, 2022’den bu yana yalnızca tasarım dünyasının değil, lüks etkinlik ve gastronomi ekosisteminin de odağında. Tepeler’in çocukluk yıllarındaki protokol sofralarından ilhamla oluşturduğu bu platform, sofra kültürünü evrensel bir dil olarak sunuyor ve İstanbul’u yaratıcı endüstrilerin buluşma noktası haline getiriyor.

Sofralar Sergisi – Yaratıcılık Konferansı’nın 4. Edisyonu, bu yıl “Doğanın Işıltıları” temasıyla 17–19 Aralık 2025 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşti. Meltem Bayazıt Tepeler ile bu vizyonun çıkış noktasını, doğanın yaratıcılıkla kurduğu bağı, sofistike sofraların İstanbul’a kattığı uluslararası değeri konuştuk.

Sizi Sofralar Sergisi – Yaratıcılık Konferansı’nı yaratmaya iten kıvılcım neydi?

Bu projenin temelleri, aslında çocukluk yıllarımda atıldı. Rahmetli babam, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Vural Bayazıt’ın görevi sayesinde tüm hayatım uluslararası topluluklar içinde geçti. O yıllarda tanık olduğum protokol sofraları, benim için farklı kültürlerin bir araya geldiği, en önemli sohbetlerin yapıldığı platformlardı. Profesyonel hayata atıldıktan sonra, özellikle uluslararası etkinlik konferanslarında Türkiye’yi temsil ederken, ülkemizin potansiyelinin ve yaratıcı gücünün yeterince tanınmadığını fark ettim. Fikir buradan filizlendi. Herkesi birleştiren, en temel ve evrensel platform olan ‘sofra’yı merkeze alarak bir konsept yaratmak. Amacım, Türkiye'yi sadece bir destinasyon olarak değil, aynı zamanda yaratıcı endüstrilerde bir merkez olarak konumlandıracak, konsepti ve yönetimiyle tamamen Türkiye’den doğmuş bir marka oluşturmaktı. 2022'de ‘İstanbul Sofraları’ ile başlayan bu serüven, bugün Yaratıcılık Konferansı ile daha da güçlenerek yoluna devam ediyor.

2025 edisyonunun “Doğanın Işıltıları” teması nasıl belirlendi? Doğa sizin için yaratıcı endüstrilerle nasıl bir bağ kurdu?

“Doğanın Işıltıları” temasını, lüks etkinlik sektörünün geleceğini şekillendiren küresel trendlere bir yanıt olarak seçtik. Artık lüks, sadece materyal bir zenginliği değil; sürdürülebilirlik, doğallık ve anlam arayışını ifade ediyor. Biz de bu etkinlikle sektöre “daha yeşil ve anlamlı” bir vizyon sunmayı hedefliyoruz. Doğa, yaratıcılığın en saf ve en zengin kaynağıdır. Bir çiçeğin rengi, bir yaprağın dokusu, bir manzaranın sunduğu armoni, tüm tasarımcılar için sonsuz bir ilham barındırır. Bu tema ile dünyanın önde gelen tasarımcılarına, doğadan aldıkları ilhamı kendi kültürel kodlarıyla yeniden yorumlayarak bizlere yeni ufuklar açmaları için bir platform sunuyoruz.

Bu yıl 10 uluslararası tasarımcı doğayı kendi kültürel referanslarıyla yeniden yorumladı. Sizce 2025’te dünya yaratıcı endüstrileri doğadan nasıl ilham alıyor?

2025'te yaratıcı endüstriler, doğaya artık sadece estetik bir ilham kaynağı olarak bakmıyor; onu bir bütün olarak, kendi kültürel süzgeçlerinden geçirerek yeniden yorumluyor. Eskiden doğadan ilham almak, belki bir çiçeği veya bir deseni taklit etmek anlamına geliyordu. Bugün ise bir Brezilyalı tasarımcının yağmur ormanlarından, bir Meksikalı tasarımcının çöllerden veya bir Endonezyalı tasarımcının volkanik coğrafyadan aldığı ilhamı kendi kültürüyle harmanlayarak bambaşka bir hikaye anlatmasına tanıklık ediyoruz.

Sizce İstanbul’un lüks etkinlik dünyasında benzersiz kılan özellikleri neler?

İstanbul'u lüks etkinlik dünyasında benzersiz kılan en önemli özelliği, tarihi ve kültürel derinliğini modern bir yaratıcı enerjiyle birleştirebilmesidir. Dünyanın hiçbir yerinde misafirlerinizi Boğaz'a nazır bir sarayda veya yüzlerce yıllık bir sarnıçta ağırlayamazsınız. Bu mekanlar, etkinliğe sadece bir fon değil, aynı zamanda bir ruh ve hikaye katıyor. Bununla birlikte, Türkiye'nin “üstün hizmet kalitesi ve estetik anlayışı” da bizi farklı kılıyor. İstanbul, misafirlerine sadece bir etkinlik değil, unutulmaz bir deneyim ve keşif vadediyor. Bu da onu lüks segment için vazgeçilmez kılıyor.

Hollywood yıldızlarından kraliyet ailelerine davet tasarlayan ikonların İstanbul’da buluşması, Türkiye’nin yaratıcı endüstrilerdeki konumunu nasıl etkiliyor?

Bu buluşmanın iki yönlü bir katkısı var. Birincisi, Türkiye'nin sadece bir pazar değil, aynı zamanda yaratıcı endüstrilerde bir merkez olabileceğinin en somut kanıtını sunuyor. Bu seviyedeki isimlerin İstanbul'a gelip eserlerini sergilemesi, ülkemizin bu alandaki iddiasını ve güvenilirliğini küresel ölçekte tescilliyor. İkincisi ise, “Türk tasarımcılara dünya standartlarıyla buluşma fırsatı sunuyor.” Kendi sektörümüzün profesyonelleri, dünyanın en iyileriyle aynı platformda yer alarak hem ilham alıyor hem de kendi işlerini küresel bir vitrine taşıma imkanı buluyor.

Antonio Paraiso’nun açılış konuşmasının teması: Lüks, her zamankinden daha yeşil. Peki sizce lüksün sürdürülebilirliğe yaklaşımı neden bugün bu kadar kritik?

Sürdürülebilirlik, lüks sektörü için artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü lüksü tüketen kitle artık çok daha bilinçli. Misafirler ve müşteriler, katıldıkları etkinliğin veya satın aldıkları hizmetin çevreye ve topluma olan etkisini önemsiyor. "Doğanın Işıltıları" temamız da tam olarak bu küresel eğilimi yansıtıyor. Lüks, artık sadece en pahalı veya en gösterişli olan değil; aynı zamanda en anlamlı, en sorumlu ve en otantik olandır. Bu nedenle, bir etkinliğin arkasında bıraktığı çevresel iz veya toplumsal fayda, en az estetiği kadar önemli bir lüks göstergesi haline gelmiştir.

Sharon Sacks, Ali Bakhtiar, Danielle Nay ve Fabrice Orlando gibi lüks etkinlik dünyasının devlerinin İstanbul’da buluşması, sektöre nasıl bir çıta koyuyor?

Bu isimlerin İstanbul'da, bizim platformumuzda bir araya gelmesi, Türkiye etkinlik sektörü için standartları doğrudan dünya seviyesine taşıyor. Bu, sektörümüzdeki tüm profesyoneller için hem bir ilham kaynağı hem de ulaşılması gereken hedefi gösteren bir ölçüttür. Artık en güncel trendleri, en yenilikçi fikirleri veya en iyi uygulamaları görmek için yurtdışına gitmeye gerek kalmıyor; dünyanın en iyileri buraya geliyor. Bu durum, yerel sektörümüzün kalitesini ve vizyonunu yükseltmesi için eşsiz bir fırsat sunuyor ve Türkiye'nin bu alandaki iddiasını somutlaştırıyor.

Elizabeth Solaru’nun “aidiyet tasarımı” konuşması çok ilgi çekiyor. Etkinliklerde aidiyet oluşturmak neden artık yeni lüksün dili?

Çünkü modern dünyada insanlar, her zamankinden daha fazla anlamlı bağlar kurma ve bir topluluğun parçası olma ihtiyacı hissediyor. Lüks bir etkinlik, artık misafirlerine sadece görsel bir şölen sunmakla yetinemez. “Aidiyet tasarımı”, bir katılımcıyı misafir olmaktan çıkarıp, o anın ve o topluluğun bir parçası haline getirme sanatıdır. Bu, kişiye özel dokunuşlarla, ortak paylaşımlarla ve samimi bir atmosfer yaratarak başarılır. İnsanlar bir etkinlikten ayrıldıklarında akıllarında kalan şeyin sadece güzel dekorlar değil, kurdukları gerçek bağlar ve kendilerini ait hissettikleri bir deneyim olması, işte bu yeni lüksün dilidir.

Bu yılki geniş konuşmacı kadrosundan “Bu mutlaka Türkiye’de duyulmalı” dediğiniz isim kimdi?

Bu kadar değerli isim arasından birini seçmek gerçekten çok zor. Beni asıl heyecanlandıran ve "Bu mutlaka Türkiye'de duyulmalı" dediğim şey, tek bir kişinin konuşmasından ziyade, bu kadar farklı kültürden ve uzmanlıktan gelen liderlerin oluşturduğu kolektif enerjidir. Programı hazırlarken ki en büyük motivasyonum, Brezilya'dan, ABD'den, İngiltere'den, Meksika'dan ve Endonezya'dan gelen bu ikonların İstanbul'da yaratacağı diyalog ortamıydı. Her biri kendi alanında bir yıldız, ancak Sofralar Sergisi'nde bir araya geldiklerinde bir takımyıldızı oluşturuyorlar.

Sizce Türkiye’nin gastronomi potansiyeli, uluslararası etkinlik ve lüks davet dünyasını nasıl etkiliyor?

Gastronomi, Türkiye'nin lüks etkinlik pazarındaki en güçlü kozlarından biridir. Belirttiğimiz gibi, bu etkinlik “Türkiye’de Gastronomide Yaratıcılık” gibi panellerle yerel değerlerimizi uluslararası bir vitrine taşıyor. Uluslararası misafirler artık otantik, yerel ve bir hikayesi olan deneyimler arıyor. Türkiye'nin yedi bölgesinden çıkan inanılmaz ürün çeşitliliği ve köklü mutfak kültürü, bize bu hikayeyi en lezzetli şekilde anlatma imkanı veriyor. Yetenekli şeflerimizin elinde bu zenginlik, lüks bir davetin unutulmaz bir parçasına dönüşüyor ve "kültürel zenginliğimizi ekonomik bir değere dönüştürme fırsatı" sunuyor.

www.sofralarsergisi.com.tr

Yorum Yaz

captcha