Moselle ve Seille nehirlerinin birleştiği asil Fransız şehri: Metz

Moselle ve Seille nehirlerinin birleştiği asil Fransız şehri: Metz
Metz; tarihi, sakin atmosferi, etkileyici mimarisi ve kültürel zenginliğiyle hayran bırakıyor. Avrupa’nın kalbinde yer alan bu şehir; gotik katedralleri, taş köprüleri, yeşil bahçeleri ve lezzetli mutfağıyla keyifli bir keşif vadediyor. Üç ülkeye komşu konumuyla farklı kültürlerin izlerini taşıyan Metz, hem geçmişin izlerini sürmek hem de yavaş bir şehir temposunda gezmek isteyenler için ideal bir rota.

Şirvan Tanrıkulu

Fransa’nın kuzeydoğu bölgesine yaptığımız gezimize, bölgeye en yakın havalimanı olan İsviçre’deki Basel Havalimanı’ndan başladık. Üç ülkeye (Fransa, İsviçre ve Almanya) çıkış kapısı bulunmasıyla dünyanın nadir havalimanlarından biri olan Basel Havalimanı’ndan Fransa çıkışını kullanarak yolculuğumuza devam ettik. İlk rotamız, popülerliğiyle ünlü Alsace Bölgesi’nin şirin köyleri oldu. Ardından, adını sıkça duyduğumuz Metz şehrine geçtik. İşte bu konaklama rotalarımızdan biri olan Metz ile gezi anılarımıza başlıyoruz.

Fransa’nın kuzeyinde yer alan Lorraine Bölgesi’nin başkenti Metz, Moselle ve Seille nehirlerinin birleştiği noktada kurulmuş; küçük ölçeğine rağmen asil duruşuyla bizi karşıladı. Tarih ile doğanın zarif bir uyum içinde buluştuğu bu kent, Paris'in doğusunda trenle yaklaşık iki saat uzaklıkta ve Fransa'nın Almanya ve Lüksemburg ile olan doğu sınırlarından sadece yaklaşık 50 km uzaklıkta yer alıyor.

Metz’in zamansız simgesi: Temple Neuf

Metz’i gezdiğimizde, ilk bakışta dikkatimizi çeken; kentin tam ortasından akan nehirlerin üzerinde tüm ihtişamıyla yükselen, tarihi kimliği güçlü Temple Neuf oldu. “Yeni Tapınak” anlamına gelen bu görkemli yapı, şehrin hem mimari hem de kültürel simgelerinden biri olarak adeta geçmişi günümüze taşıyor.

1901–1904 yılları arasında Romanesk üslupta inşa edilen Temple Neuf, Metz’in merkezindeki Petit-Saulcy Adası üzerinde konumlanıyor. II. Dünya Savaşı sırasında ibadet işlevini büyük ölçüde yitiren yapı, savaşın getirdiği koşullar nedeniyle çeşitli sivil amaçlarla kullanılmış ve dönemsel zararlar görse de bugün bulunduğu adacıkta tüm heybetiyle gezginlerin fotoğraf noktası olarak yer alıyor. Biz de güzel açılardan fotoğraflarımızı çektik. Bugün halen ibadet amacıyla kullanılmaya devam ederken, biz gezerken gördüğümüz kültürel etkinliklerin bilgisi ile aynı zamanda konserler ve kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapmakta olduğunu farkettik.

Renklerle konuşan duvarlar: St. Étienne Katedrali’nin vitrayları

Avrupa’da gittiğiniz her şehirde mutlaka tarihi bir katedral yer alır. Metz’in kalbinde yükselen St. Étienne Katedrali’de işte bunlardan biri derken bir özelliğini de öne çıkarmam gerekiyor. Avrupa’nın en yüksek gotik kemerlerinden birine sahip olan ve ziyaretçilerini büyüleyen katedral, 13. yüzyıldan itibaren inşa edilmiş; muazzam vitray pencereleriyle ışığın adeta dans ettiği görkemli bir ibadet mekanı olarak şehir meydanında yükseliyor. Günümüzde ise hem ibadet hem de sanatseverler için vazgeçilmez bir durak olarak karşımıza çıkıyor.

Aşk Bahçesi

Metz’in kalbinde yer alan Aşk Bahçesi, şehrin sakin ve yeşil bir köşesinde huzur arayanlara romantik bir sığınak sunuyor. Bizim gibi sonbahar ve kış arası bir mevsimde gitmişseniz yaprakların rengi ile tam bir görsel şölen oluşturuyor. Sabahleyin çiçeklerin ve ağaçların oluşturduğu doğal dokunun arasında yürüyüş yapmak hem dinginlik hem de şehrin tarihine küçük bir yolculuk imkanı veriyor. Aynı zamanda benim gibi fotoğraf tutkunuysanız, çok güzel fotoğraf noktaları bulabiliyorsunuz.

Şehrin parke taşlarında dolaşırken kendimiz adeta tarihi bir film platosunda hissettik. Moselle nehrinin ortasından geçtiği şehri köprülerinden izlemek çok keyifliydi. Böyle güzel tarihi, kültürel ve mimari geçmişi olan Metz’in, Fransa'nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne sunulmasına da şaşmamak lazım diye düşünüyorum.

Savaşın izlerini taşıyan “ALMAN KAPISI”

“Alman Kapısı” ismini görür görmez hemen aklımıza İkinci Dünya Savaşı geliyor. Merak edip neden bu şato görünümlü yapıya Alman kapısı denildiğini araştırıyoruz; Porte des Allemands’e “Alman Kapısı” denmesinin nedeni, Orta Çağ’da bu kapının Alman topraklarınagiden yol üzerinde bulunmasıymış. Metz, tarih boyunca Fransa ile Alman dünyası arasında stratejik bir sınır kenti olduğu için bu kapıdan geçen yol özellikle Alman tüccarlar ve askerler tarafından kullanılmış.

Fransa’nın en güzel ve hüzünlü tren istasyonu

Metz Tren İstasyonu’nu her ne kadar mimari yapısıyla çok güzel görünse de buranın hikayesini de bildiğim için hüzünle bakakaldım. Mimarisine baktığımızda 1908 yılında Alman İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş ve anıtsal mimarisiyle kentin en dikkat çekici yapılarından biri olarak yer alıyor. Neo-Romanesk tarzındaki istasyon binası, sarı Jaumont taşı kullanılarak yapılmış ve Metz’in tarihi dokusuyla uyum sağlıyor. Yakın zamanda Fransa'nın en güzel tren istasyonu seçilmiş. Bu kadar güzel yapının aslında büyük bir hüznü de taşıdığını hissediyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı’nda istasyon, Nazi işgali sırasında zorla gönderilen askerler ve sürgün edilen sivillerin geçtiği acı bir durak haline gelmiş. Bu nedenle burası, sadece bir ulaşım noktası değil, Metz halkı için savaşın izlerini taşıyan tarihi bir tanık olarak görülüyor.

Modern Sanat Müzesi

Şehrin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri, 2010 yılında açılan modern bir sanat müzesi olan Centre Pompidou-Metz’dir. Sadece zengin bir sanat eseri koleksiyonu için değil, aynı zamanda gördüğümüzde şaşırdığımız dalga şeklindeki çatılı mimari şekli için de büyük ilgi çekiyor.

Alışveriş

Metz’deki yürüyüşlerin ve alışverişin başlangıç noktası Saint-Louis Meydanı olduğunu görünce buradan itibaren gezmeye başladık. Ana meydan, en popüler hediyelik eşya dükkanları ve restoranlarla çevrili halde yer alıyor. Alışveriş caddelerindeki mağazalardan çok tarihi yapısı dikkatimi çekiyor. Burası alışveriş merkezi kültürüne teslim olmamış diyorum. Orta Çağ’da, meydanın etrafına inşa edilen ilk ticaret pavyonlarından birçoğu bugüne kadar hayatta kalmayı başarmış. Dolaşırken bu tarihi binalarda şehirdeki en prestijli alışveriş markalarının yer aldığını görüyoruz. Bulunduğu konum itibarıyla Metz, çevresindeki komşu ülkelerdeki outlet alışveriş merkezlerine kolay ulaşım imkanı sunarak keyifli bir alışveriş alternatifi de sağlıyor.

Metz Gastronomisi

Metz’de bana gastronomi deneyimi katan Lorraine Bölgesi’nin çok meşhur ve adına festivalleri yapılan Mirabelle eriği ile tanıştım. Mirabelle eriği ile yapılan turtalar ve pastalar adeta sanat eseri gibiydi. Sadece tatlı değil likörlerleri de adeta buranın simgesi haline gelmiş. Metz’in gastronomisi, Lorraine mutfağının zengin ve doyurucu lezzetlerini o kadar güzel yansıtıyor ki.

Şehrin gastronomi simgesi adeta Quiche Lorraine (pastırmalı ve kremalı tuzlu kiş), Mirabelle eriğiyle yapılan turta ve pastalar ve likörler olmuş diyebilirim. Bunun yanında pâté lorrain, nefis yerel peynirler ve geleneksel Fransız fırın ürünleri Metz mutfağının öne çıkan tatları arasındaydı. Özellikle peynirlerde Munster, Brie de Meaux ve Tomme de Lorraine bölgeye has ve çok lezzetliydiler. Tabii bölge Alsace gibi şarap bağlarının olduğu bir bölgeye yakın olunca şarap eşlemeleri de nefis oluyor. Sonbahar ve kış döneminde gidiyorsanız Fransa’nın o lezzetli soğan çorbasının geleneksel halini de burada bulabilirsiniz. Ben çok beğendim.

Yorum Yaz

captcha