Maple Coffee, Tekirdağ’da kahve kültürünü büyüten hikaye
Maple Coffee, 2016 yılında Tekirdağ’da başlayan yolculuğunu nitelikli kahveyi bir kültür olarak yaşatan güçlü bir markaya dönüştürdü. Kurucu ortak Esin Büke, markanın kahveyi; emek, eğitim ve deneyimle bütünleşen bir yaşam biçimi olarak ele aldığını vurguluyor. Marka, yerel bir hikayeden doğan samimi yaklaşımıyla kahve deneyimini yeniden tanımlıyor.
Özlem Özgen
İstanbul’da kişisel bir merak olarak başlayan, 2016 yılında Tekirdağ’da bir marka hikayesine dönüşen Maple Coffee, bugün iyi kahveyi bilgi, emek ve samimi bir deneyimle buluşturuyor. Dört ortağın aynı hayalin etrafında bir araya gelmesiyle doğan marka, kahveyi yalnızca fincanda sunulan bir ürün olarak değil; çekirdeğin seçimi, kavurma anlayışı, eğitimli servis ve misafirle kurulan bağın tamamladığı bir kültür olarak görüyor.
Maple Coffee’nin hikayesini farklılaştıran detaylardan biri, büyürken ilk iddiasını koruması: Tekirdağ’da iyi kahveyi anlatmak, tattırmak ve günlük hayatın parçası haline getirmek. Merkez şubesindeki camekanlı kavurmahane içilen kahvenin ardındaki emeği görünür kılarken, Türk kahvesi için geliştirdikleri daha dengeli kavurma profili geleneği kendi dilleriyle yorumlama biçimlerini ortaya koyuyor.
Maple Coffee kurucularından Esin Büke ile markanın doğuşunu, Tekirdağ’da nitelikli kahve kültürü oluşturmanın zorluklarını ve Türk kahvesine getirdikleri yorumu konuştuk.
Kahveyle başlayan yolculuğunuz Maple Coffee markasına nasıl dönüştü?
Hepimizin kahveyle ilişkisi farklı yerlerden başladı. 2014 yılında İstanbul’da nitelikli kahveye ilgi artarken ablam Ezgi ile ben evimize farklı çekirdekler alıp tatları keşfetmeye çalışıyorduk. Halil ve Uğur ise daha sonra bizim de eğitim almak için başvuracağımız tanınmış bir kahve firmasında çalışarak işin profesyonel tarafını deneyimliyordu.
Maple Coffee fikri 2016’da çok doğal bir anda ortaya çıktı. İstanbul’un temposundan yorulduğumuz bir dönemde annemiz bizi ziyarete gelmişti. Bir arkadaşımızın annesiyle işlettiği kahve dükkanına gittik. Hikayelerini anlatırken annemiz, “Tekirdağ’da böyle bir yer açsak nasıl olur?” diye sordu. Bizim yolculuğumuz o soruyla başladı.
Aradan geçen 10 yılda Maple Coffee bütün emeğimizin merkezi oldu. Başından beri yalnızca kahve satan bir yer değil; insanların iyi kahveyle tanışabileceği, soru sorabileceği ve kendini rahat hissedebileceği bir deneyim alanı olmak istedik.
Tekirdağ’da nitelikli kahve odağında bir marka kurarken en önemli zorluğunuz neydi?
İlk yıllarda Tekirdağ’da bugün konuştuğumuz anlamda yerleşmiş bir nitelikli kahve kültüründen söz etmek kolay değildi. Yalnızca ürünümüzü değil, neden farklı bir kahve sunduğumuzu da anlatmamız gerekiyordu. Çekirdeğin, kavurma profilinin ve doğru hazırlamanın fincandaki farkını sabırla paylaşmaya çalıştık.
En kritik kararımız, koşullar değişse de kaliteden vazgeçmemek oldu. Maliyetlerin arttığı dönemlerde daha kolay seçimler yapılabilir; ancak bizim ilk günden beri anlattığımız şey iyi kahvenin niteliğiydi. Dört ortak olarak kararları konuşarak alan, aynı hedefe inanan bir yapı kurduk. Maple Coffee’nin karakterinde, kahvemiz kadar bu birlikte üretme kültürünün de payı var.
Çekirdek seçiminden reçete geliştirmeye ürün yaklaşımınız nasıl şekilleniyor?
Bizim için iyi kahvenin başlangıç noktası nitelikli çekirdek. Ekonomik koşullar nedeniyle sektörde daha düşük maliyetli çekirdeklere yönelim olabildiğini görüyoruz; biz ise kalitemizden ödün vermemeyi temel sorumluluklarımızdan biri kabul ediyoruz.
Çekirdek seçimi ve kavurma sürecini uzman kavurucumuz Uğur yönetiyor. Yeni bir çekirdek geldiğinde farklı profiller hazırlanıyor; ekip olarak tadım yapıp çekirdeğin karakterini en doğru yansıtan profili belirliyoruz.
Müşteriye servis edilmek üzere çıkan ürün reçetelerinin de temel sorumluluğu Uğur’da olsa da reçete geliştirmede baristalarımızın yaratıcılığına da alan açıyoruz. Bir çalışma arkadaşımız yeni bir içecek fikriyle geldiğinde bunu ekibe sunabiliyor; beğenilen ve misafirlerimizden karşılık bulan ürünler menüde kalıcı hale geliyor.
Menünüzü oluştururken nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Menümüz, kahveyle kurulan farklı ilişkilere cevap verecek şekilde şekilleniyor. Aroma profillerini keşfetmek isteyen misafirlerimiz, farklı demleme yöntemleriyle hazırlanan nitelikli kahvelerimizi tercih ederken; daha tatlı ve yaratıcı tatlar arayanlar, imza içeceklerimize ilgi gösteriyor.
Kahve dışındaki ürünlerde de aynı seçici yaklaşımı sürdürüyoruz. Menüye dahil ettiğimiz her içecek, tatlı ya da kahvaltı tabağının Maple Coffee’nin karakteriyle örtüşmesini, kaliteli içeriklerle hazırlanmasını ve kahvelerimizle uyumlu bir deneyim sunmasını önemsiyoruz.
Bugün hangi noktalardasınız? Büyürken neyi korumaya çalışıyorsunuz?
Tekirdağ Süleymanpaşa’da Hürriyet Merkez, Sahil ve 100. Yıl Mahallesi şubelerimizin yanı sıra Büyükada’daki noktamızla hizmet veriyoruz. Edirne şubemiz için de hazırlık sürecimiz devam ediyor.
Büyümeyi, yalnızca yeni şubeler açmak olarak değil, Maple Coffee deneyimini doğru lokasyonlarda yaşatmak olarak görüyoruz. Bu nedenle yeni bir nokta seçerken öncelikle markamızla bağ kurabilecek misafir profiline ulaşabilmeyi önemsiyoruz. Mekanın bulunduğu çevreye özgü bir tasarım dili geliştirebilmek, görsel karmaşadan uzak durmak ve misafirlerimize konforlu bir atmosfer sunmak da seçimlerimizde belirleyici oluyor.
Türkiye’de kahve sektörünü ve tüketici tercihlerindeki dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kahve sektörü hızla büyüyor; ancak büyüme her zaman nitelik anlamına gelmiyor. Bu iş iyi bir makine ve estetik bir mekandan ibaret değil. Çekirdeği, kavurmayı, ekipmanı, hijyeni ve servisi bilmek; ekibi sürekli eğitmek gerekiyor. Sektörde en fazla önem verilmesi gereken konunun eğitim olduğuna inanıyoruz.
Tüketici davranışında bizi en çok şaşırtan konu sosyal medyanın etkisi oldu. Matcha latte ilk açıldığımız günden beri menümüzdeydi; yıllarca sınırlı ilgi görürken son dönemde en çok tercih edilen ürünlerden birine dönüştü. Bu bize doğru anlatımla Türk kahvesi gibi kendi kültürümüze ait değerlerin de yeni kuşaklar için yeniden güçlü ve çekici hale gelebileceğini gösteriyor.
Türk kahvesi Maple Coffee için neden özel?
Türk kahvesi bizim için yalnızca geleneksel bir içecek değil; bu coğrafyada sohbetin, gündelik hayatın ve misafirperverliğin önemli bir parçası. Bu nedenle onu nitelikli kahve yaklaşımımızın tam merkezinde görüyoruz.
Türk kahvesi çoğunlukla oldukça koyu kavrulmuş çekirdeklerle hazırlanıyor; bu durumda çekirdeğin aromaları geri planda kalabiliyor. Biz, “Türk kahvesi daha fazla aroma taşısa nasıl olur?” sorusundan yola çıkarak kendimize özgü, daha dengeli bir kavurma profili geliştirdik. Misafirlerimizin ilgisi bu yorumun karşılık bulduğunu gösterdi. Türk kahvemiz bugün hem şubelerimizde severek tüketilen hem de evde aynı deneyimi yaşamak isteyenlerin paket olarak aldığı imza ürünlerimizden biri.
Maple Coffee’de misafir deneyimini nasıl tasarlıyorsunuz?
Camekanlı kavurmahane fikrimizin temelinde, kahvenin yeşil çekirdekten fincana uzanan yolculuğunu misafirlerimizle paylaşmak vardı. Merkez şubemizde misafirlerimiz kavurma sürecini görebiliyor; içtikleri kahvenin ardındaki emeğe ve bilgiye yakından tanıklık edebiliyor.
Bir misafirimiz geldiğinde kaliteli bir kahve içeceğini, huzurlu bir ortamda bulunacağını ve merak ettiği her soruya yanıt alabileceğini bilsin istiyoruz. Bunun sürdürülebilir olmasının yolu eğitimli bir ekipten geçiyor. Çalışma arkadaşlarımız ürünleri ve servis standartlarını öğrenmeden sunuma başlamıyor; iç değerlendirmelerle birlikte gelişmeye devam ediyoruz. Misafirimizin her gelişinde sevdiği kahveyi aynı lezzet ve aynı özenle bulabilmesi bizim için başarının en önemli ölçülerinden biri.