Gıda Güvenliğinde Bilim

12. Uluslararası Beslenme ve Diyetetik Kongresi’nde gıda güvenliğine yönelik bilimsel değerlendirme süreçleri, uluslararası standartların hazırlanması ve beslenme alanındaki bilgi kirliliği masaya yatırıldı. Uzmanlar, güvenilir kararların tek bir araştırmaya değil, farklı kaynaklardan elde edilen kanıtların kapsamlı analizine dayanması gerektiğini vurguladı.

Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen 12. Uluslararası Beslenme ve Diyetetik Kongresi, gıda güvenliğinde bilimsel verilerin nasıl değerlendirildiğine ve bu verilerin uluslararası standartlara nasıl dönüştürüldüğüne odaklanan önemli bir oturuma ev sahipliği yaptı. Gıda Güvenliği Derneği’nin katkılarıyla gerçekleştirilen “Gıda Güvenliğinde Bilim Temelli Risk Değerlendirmesi” başlıklı oturumda, bilimsel araştırmaların güvenilirliği, risk analizinde kullanılan yöntemler ve toplumun doğru bilgilendirilmesinin önemi ele alındı. Oturumda Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı, Türk Toksikoloji Derneği Başkan Yardımcısı ve FAO/WHO Gıda Katkı Maddeleri Ortak Uzman Komitesi (JECFA) üyesi Prof. Dr. Bensu Karahalil ile Birleşmiş Milletler FAO/WHO Codex Alimentarius Komisyonu Başkan Yardımcısı Dr. Betül Vazgeçer konuşmacı olarak yer aldı. Oturumu, kongre başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel ile Gıda Güvenliği Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Samim Saner yönetti. Risk analizinde tek bir araştırma yeterli değil Gıda güvenliğine ilişkin düzenlemelerin sağlam bilimsel temellere dayanması için araştırmaların sonuçları kadar kullanılan yöntemlerin ve verilerin niteliğinin de incelenmesi gerekiyor. Prof. Dr. Bensu Karahalil, bilimsel kararların farklı araştırmalardan elde edilen bulgular birlikte değerlendirilerek alınması gerektiğine dikkat çekti. Karahalil, “Bilim temelli bir regülasyonun güvenilirliği, kullanılan bilimsel kanıtların kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Tek bir çalışmanın sonucu yerine, farklı kaynaklardan elde edilen kanıtların güçlü ve sınırlı yönleri birlikte değerlendirilmelidir” dedi. Gıda katkı maddelerinin güvenliğinin belirlenmesinde toksikolojik testlerden ve bilimsel araştırmalardan yararlanıldığını aktaran Karahalil, bu değerlendirmeler sonucunda, bir maddenin yaşam boyu her gün alınması durumunda insan sağlığı üzerinde olumsuz etki oluşturması beklenmeyen günlük alım miktarlarının belirlenebildiğini ifade etti. Araştırmalarda standartlaştırılmış yöntemlerin kullanılmasının, farklı çalışmaların sonuçlarını karşılaştırabilmek açısından önemli olduğunu belirten Karahalil, veri toplama ve analiz süreçlerinin güvenilirliğinin de değerlendirmelerin temel unsurları arasında yer aldığını söyledi. Aynı madde hakkında yürütülen araştırmalarda birbiriyle çelişen sonuçlarla karşılaşılabileceğini hatırlatan Karahalil, bu tür durumlarda tek bir bulgudan hareketle hüküm vermek yerine araştırmaların yöntemlerinin, bulgularının ve sonuçları açıklayan mekanizmaların birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Bilimsel kanıtların ağırlığını ve niteliğini birlikte değerlendiren “Kanıtların Ağırlığı” (Weight of Evidence) yaklaşımının önemine değinen Karahalil, yeni teknolojilerin risk analizine katkı sağladığını ancak bu yöntemlerin düzenleyici süreçlerde kullanılabilmesi için bilimsel geçerlilik, güvenilirlik ve tekrarlanabilirlik kriterlerini karşılaması gerektiğini belirtti. Uluslararası standartlar uzun soluklu bilimsel süreçlerle hazırlanıyor FAO/WHO Codex Alimentarius Komisyonu Başkan Yardımcısı Dr. Betül Vazgeçer, uluslararası gıda güvenliği standartlarının bilimsel veriler, bağımsız uzman görüşleri ve ülkeler arasındaki uzlaşı temelinde oluşturulduğunu anlattı. Gıda katkı maddeleri veya gıdalarda bulunabilecek bulaşanlarla ilgili standartların hazırlanmasında, uluslararası kabul görmüş yöntemlerle elde edilen verilerin değerlendirildiğini belirten Vazgeçer, risk analizlerinin ardından ilgili Codex komitelerinde çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. Standart hazırlama sürecinin kapsamlı ve zaman alan bir çalışma olduğunun altını çizen Vazgeçer, “O nedenle uluslararası standardın oluşması ‘bugün konuyu belirledik, yarın uluslararası standart yayınlandı’ şeklinde değil; en az 3-4 yıl, bazen 5 yıl süren uluslararası standart çalışmaları olabiliyor” dedi. Hükümetler arası bir yapı olan Codex Alimentarius bünyesinde ülkelerin yetkili kamu otoritelerinin ve bağımsız bilimsel uzmanların görev aldığını belirten Vazgeçer, uluslararası standartların tek bir ülkenin, uzmanın veya araştırmanın sonucuna dayanarak hazırlanamayacağını vurguladı. Bu süreçlerde FAO ve Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde faaliyet gösteren JECFA, JMPR ve JEMRA gibi bilimsel uzman kuruluşlarının değerlendirmelerinden yararlanıldığını aktaran Vazgeçer, uluslararası standartların hem tüketici sağlığını korumayı hem de gıda ticaretinde ortak ve adil uygulamaları desteklemeyi amaçladığını söyledi. Türkiye’nin bilimsel birikimi uluslararası çalışmalara katkı sağlayabilir Türkiye’nin üniversiteleri, kamu kurumları ve araştırmacıları aracılığıyla uluslararası gıda güvenliği çalışmalarında daha etkin rol üstlenebileceğini belirten Dr. Betül Vazgeçer, bilimsel araştırmaların uluslararası standartlara dönüşmesinde kurumlar arası iş birliğinin belirleyici olduğunu ifade etti. Türkiye’nin güçlü bir bilimsel insan kaynağına sahip olduğuna dikkat çeken Vazgeçer, “Türkiye gerçekten bilim insanıyla da dünyada bir söz sahibi. Ancak bu bilimsel çalışmanın standarda dönüşebilmesi için işte bu iş birliği gerekiyor; yani bilim, kamu ve de üretici diyoruz” diye konuştu. Üniversiteler, kamu otoriteleri ve gıda üretim zincirinin farklı paydaşları arasında güçlü iletişim kurulmasının önemini vurgulayan Vazgeçer, Codex çalışmalarına katkıda bulunmak isteyen araştırmacıları Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü bünyesindeki Codex iletişim noktasıyla bağlantı kurmaya davet etti. Güvenilir bilgi, toplum sağlığının da temel unsuru Kongre Başkanı Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, gıda güvenliğinde bilimsel değerlendirme süreçlerinin, beslenme alanında giderek yaygınlaşan bilgi kirliliğiyle mücadele açısından da önem taşıdığını belirtti. Oturumun bilimsel bilginin nasıl üretildiğini, hangi ölçütlerle değerlendirildiğini ve hangi sonuçların güvenilir kabul edilebileceğini tartışmak için önemli bir zemin sunduğunu söyleyen Büyüktuncer Demirel, bu bilgilerin özellikle diyetisyenler ve diğer sağlık profesyonelleri için yol gösterici olduğunu ifade etti. Gıda güvenliğinin farklı uzmanlık alanlarının ortak çalışmasını gerektirdiğini belirten Büyüktuncer Demirel, “Bu noktada bilim süzgecinden geçmiş verinin tüketiciye, halka anlatılması gerçekten çok kritik” dedi. Beslenme konusunda kamuoyuna her gün farklı, hatta zaman zaman birbiriyle çelişen açıklamalar sunulabildiğine dikkat çeken Büyüktuncer Demirel, bilgi kirliliğinin yalnızca tüketicileri değil, sağlık alanında çalışan profesyonelleri de zorlayabildiğini dile getirdi. Tüketicilerin karşılaştıkları bilgileri sorgulamalarının önemini vurgulayan Büyüktuncer Demirel, “Biraz eleştirel bakacağız aslında tüketici olarak, biraz sorgulayacağız. Ve her söylenene değil de doğru bilgiye ulaşmak için birazcık çaba harcayacağız” ifadelerini kullandı. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiyi toplumun anlayabileceği bir dille aktarmada önemli sorumluluk üstlendiğini belirten Büyüktuncer Demirel; hekimler, diyetisyenler, diğer sağlık profesyonelleri ve gıda uzmanları arasındaki iş birliğinin doğru bilginin yaygınlaşmasına katkı sağlayacağını söyledi. Bilimsel değerlendirmeden doğru bilgilendirmeye Kongredeki oturumda yapılan değerlendirmeler, gıda güvenliğinin yalnızca laboratuvar araştırmaları ve mevzuatla sınırlı olmadığını ortaya koydu. Bilimsel verilerin güvenilir biçimde üretilmesi, farklı araştırmaların birlikte değerlendirilmesi, uluslararası standartların oluşturulması ve sonuçların toplumla doğru biçimde paylaşılması, sürecin birbirini tamamlayan aşamaları olarak öne çıktı. Uzmanlar, tüketici sağlığının korunması için bilimsel kanıtların bütüncül değerlendirilmesi, bilim ve kamu kurumları arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve güvenilir bilginin toplumun anlayabileceği şekilde aktarılması gerektiğine dikkat çekti.